Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü mezunu… Halen İzmir’de, MMO Basın Danışmanlığı ve Halkla İlişkiler’de görsel iletişim tasarımcısı olarak çalışıyor.
Londra’dan bir illüstratör: Sam Bevington. İllüstrasyon+malzeme kullanımı+serigrafi. Nefis bir tad oluşturmuş. Tasarımcının sitesini ziyaret etmenizi öneririm
“Persona, modern insanın bireyselliğini tanımlamak için yirminci yüzyıl başındaki psikologların ortaya attığı bir terim. En genel tanımıyla, bireyin kendini bilme hali. Freudyenlerin ifadesiyle, üst ego ve alt egonun kesiştiği, benliğin, öznelliğin, ferdiyetin var olduğu o muğlak, okunmaz alan. Hatta Heidegger’e göre “Niye ben ben?” sorusunu kendimize yönetlliğimizde, karşımıza aniden çıkıveren yabancı özne. Ne var ki bir yandan da en fazla kendimiz olduğumuz varlık alanımız, özne olarak kapladığımız alan.
Bu sergi, persona olgusunu, kendi üretim alanında öncü rol oynamış yazar, besteci, düşünür ve sanatçılar için düzenlenen etkinliklerin duyuru afişleri üzerinden ele alıyor. 2007-2010 yılları arasında üretilen afişler, görsel iletişimini gerçekleştirdiği anma ve okuma etkinliklerinin düşünsel çerçeve alanı hakkında da bilgi veriyor. Hayatta olmayan bu öznelerle nasıl ilişki kurduğumuz, onları nasıl idolleştirdiğimiz ya da onların ölümsüzleşmelerinin ardında yatanları nasıl anlamlandırdığımızı, öznelerin sahip olduğu güçlü ve yüksek ferdiyetlerine, personalarına bağlıyor. Yaşamları ve yapıtlarıyla, insan olmak nedir sorusuna dair çarpıcı yanıtları ve düşünce dünyamızı derinleştirdikleri için onları seküler dünyanın aziz ve azizeleri olarak rollendiriyor.
Sergi, tasarımcıyı etkileyen öznelerin portre tahlilini dört durum üzerinden okumaya çalışıyor: Potre-İkona-Metafor’da yüz imgesi üzerinden özneyle kurduğumuz ilişki, Poetika-Çokseslilik-Çokdillilik’te eserin anlam dünyasıyla kurduğumuz ilişki, Özne-Yapıt-Temsiliyet’te eseriyle özdeşleşen özneyi anlama çabamız, Hafıza-Süreklilik-Ölümsüzlük’te ise aramıza zamansal mesafe girmiş özneyi içinde yer aldığımız zamana dahil ederek ona nasıl yeniden yaşam kazandırdığımız meselelerine yanıt arıyor. Bu bağlamda öznelerin yüz imgeleri kanalıyla iletişim kurduğumuz afişler birer ikonaya dönüşüyor.”
Sergi, geçen yıl Mart ayında aynı mekanda açmış olduğu “Afişler ve İkonlar 2004-2009” sergisiyle İzmir’i ziyaret eden, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü’nün eğitim kadrosunda öğretim üyesi olan Sinan Niyazioğlu’na ait. Sergi açılışı ve sergi söyleşisi 19 Şubat 2011 tarihinde K2 Sanat Merkezi’nde (Cumhuriyet Bulvarı No: 54 Büyük Kardıçalı Han Kat: 2 Konak–İzmir), saat 18:00’da. 10 Mart 2011 tarihine kadar da sergilenmeye devam edecek.
LOVE YOUR BIKE: love/design/build/fix/create/modify/recycle/customise
Bisiklete binmek, sokakları yeniden kazanmanın önemli bir parçasıdır ve ayrı bir kültürdür. Southsea’deki bisiklet severler de bu kültürü zenginleştirmek adına ulusal bir etkinlik gerçekleştirmişler. Yaratıcı tasarımlarıyla farklı bağlantılar kurarak bir arada olmayı amaçlayan etkinlikte birbirinden güzel modifiye edilmiş tasarımlı bisiklet modelleri bulunmakta. Web sitelerine eklemiş oldukları tasarımlı bisikletleri ve videolarını izlemelisiniz!
Her sezonunu merakla beklediğimiz TV dizilerin ikonları… Afiş serisinin yaratıcısı ise Avusturyalı tasarımcı Albert Exergian. Serinin devamını görmek ve blog’una ziyaret etmek için tıklayınız…
Grafik tasarım dünyası 19 Aralık 2008’de Pierre Mendell’i kaybetmişti. Başarılı tasarımlarıyla dünyaca ün kazanmış, grafik tasarım üzerinden kültürlerarası bağlar kurmuş, tasarımlarıyla belleklerde iz bırakmış biriydi. Sadece önemli tasarımcıların davet yoluyla kabul edildiği Alliance Graphique Internationale (AGI) üyesi olan tasarımcı, Türkiye’yi ve Türk tasarımcılarını yakından tanıyordu; Grafist’in konuğu olmuştu. Grafist kapsamındaki sergileri ve atölye çalışmaları büyük ilgi gören tasarımcıyı daima saygıyla anacağız.
Pierre Mendell: 1929 yılında Essen’de (Almanya) doğdu. 1934 yılında Fransa’ya yerleşti. 1947 yılında Amerika’ya göç edip Amerikan vatandaşı oluncaya kadar burada yaşadı ve okudu. 1953’ten 1958’e kadar Fransa’da yaşadı ve ailesine ait tekstil fabrikasında çalıştı. 1958–60 arasında Basel’deki Tasarım Okulu’nda grafik tasarım konusunda Armin Hofmann’ın öğrencisi oldu. Michael Engelmann’ın stüdyosunda Klaus Oberer ile tanıştı ve 1961 yılında Münih’te beraberce Studio Mendell & Oberer’i kurdular. 2000 yılından beri Pierre Mendell Tasarım Atölyesi (Pierre Mendell Design Studio) olarak çalışmalarına devam ediyordu. (Ardan Ergüven‘in Grafik Tasarım dergisindeki Pierre Mendell yazısından yararlanıldı.)
Mendell’in bilinen afiş tasarımlarından Japonya afiş tasarımlarıyla ilgili çalışmasının (soldaki Mendell’in tasarımı, 1960) bir benzerini (sağdaki benzeri, 2009), geçende sörf yaparken nette gördüm. Benzerlik şaşırtıcı. Tomtor adlı bir tasarım stüyosuna ait (Benzerliği afişe ediyorum ancak, birileri bu durumu Tomtor’a bildirdiğinde belki de bağlantılar yayından kaldırılır diye afişleri buraya da koyuyorum). Afişler o kadar benzer ki, “acaba ikincisi birincisine atıfta mı bulunuyor”, “bir bağları mı var” diye düşünmeden edemiyor insan. Ben bir bağ göremedim, gören-duyan olursa yorum yazsın
Sanırım Mendell ölünce, eskileri bitpazarına düştü, hani öyle olur ya, Tomtor da oradan bu afişi üç-otuz paraya satın aldı
Polonya tarihinin önemli sayfalarını yansıtan “Solidarnosc (Dayanışma) Dönemi Polonya Afişleri” sergisi, adını, 1980 yılının haziran ayında Polonya’nın, Gdansk Tersanesi’nde başlayan grevlerle komünist rejimine karşı sosyal memnuniyetsizliği ve ilk bağımsız, özgür işçi sendikası olarak kurulan Solidarność’dan almıştır. 1989 yılında meydana gelen ikinci grev dalgasından sonra iktidarda kalan hükümet, ülkenin ekonomik durumunun ne kadar trajik olduğunu anlayınca, demokrasinin uygulanmasını ve ekonomik reformların yapılmasını isteyen muhalefet ile masaya oturarak müzakerelere başlamıştır. Solidarnosc’un liderliğini yaptığı muhalefet ve hükümetin giriştiği “Yuvarlak Masa” müzakerlerin neticesinde Polonya’da 4 Haziran 1989 tarihinde ilk özgür seçime gidilmiştir (afişi solda). Komünist partisinin mecliste aldığı galibiyetle Solidarnosc yeniden doğmuştur. “Solidarnosc”, Çek Kadife Ayaklanması, Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi dünyaca ünlü olaylardan çok önce Polonya’da demokrasinin doğmasını teşvik etmiştir. Bu da Polonya’nın 1999 yılında NATO, 2004 yılında da Avrupa Birliği’ne üye olmasıyla sonuçlanan milletlerarası platformda oynadığı rolünün değişmesi için çıkış noktası olmuştur.
Afişlerin en sembolik ve en ünlüsü, Tomasz Sarnecki tarafından tasarlanmıştır (yanda). Tasarımında, “High Noon” filminden Gary Cooper, elinde tabancasını değil, oy kartını tutmaktadır. Arkasında SOLIDARNOSC logosu görünmektedir. Bu afiş Polonya’da, tam seçimlerden önce bütün dükkânların camlarına ve caddelere asılmıştır. 1999 yılında en büyük muhaliflerden, sonradan da Dışişleri Bakanı olan Prof. Bronislaw Geremek, bu afişin sembolik ve tarihi önemini, Polonya’nın NATO üyeliğiyle ilgili sunuş töreni esnasında, Polonya’nın Batı ile bütünleşmede ilk kararlı adımı olarak hatırlatmıştır. Polonya heyeti tarafından ABD’ye getirilen bu afiş, halen Harry Truman Presidential Library’de sergilenmektedir.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü tarafından düzenlenen “Grafist 13: 13. Uluslararası Grafik Tasarım Günleri” çerçevesinde Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde 13 Ekim–7 Kasım 2009 tarihlerinde sergilenen (sergileme tasarımı ve metin: Sinan Niyazioğlu) afişler, bu kez İzmir Ekonomi Üniversetisi 13-27 Kasım 2009 tarihleri arasında sergilenecek. Sergide, 1980–1990 yıllarında, büyük bir grev sonucu kurulan SOLIDARNOSC’u kutlamak ve komünist rejimin anılmasını yasakladığı olayları hatırlatmak, önceki yılları protesto etmek ve Sovyet usulü ekonomiyi eleştirmek amacıyla çoğu adı bilinmeyen sanatçı ve tasarımcılar tarafından yapılan afişler gösterilmektedir. Bu yılki Grafist’te görmek isteyip de göremediğim sergilerden olduğu için serginin İzmir’de tekrarlanacak olmasına çok sevindim. Serginin, İzmirli tasarımcılar için önemli bir görsel şölen olacağını düşünüyorum. (Bu metnin yazımında, ilk serginin metninden yararlanılmıştır.)